Ehlileştirilmiş Ölüm

"Bir posta arabasının sürücüsü, hanın mutfağında, büyük tuğla sobanın yanında can çekişmektedir. Bilmektedir.Yaşlı bir kadın kibarca ona nasıl olduğunu sorduğunda cevap verir : Ölüm burada, işte olan bu!"

Tolstoy -Üç Ölüm- adlı eserinden bir ölüm sahnesini almıştır yazar Philippe Aries, "Batı'da Ölümün Tarihi" adlı belki de önemli bir başyapıt kabul edilebilecek kitabında. Zaman zaman defalarca alıp bazı bölümlerinin üstünden geçiyorum. Okuyorum. Okuyorum. Toplumun ölüme nasıl baktığını, zaman içerisinde bu bakışın nasıl değişim geçirdiğini örnekler ile anlatıyor kitabında. Aslında kitap; yazarın, Amerika'da John Hopkins Üniversitesinde 1973 Nisan ayında konferansda verdiği 4 sunumun derlemesi. Türkçeye tam 40 yıl sonra tercüme edilerek, ülkemizde yayınlanmış. Sunuşunu Boğaziçi Üniversitesinden Edhem Eldem'in yaptığı kitap, yaklaşıma yapılan eleştirilerin de olduğu, herkesin kütüphanesinde olması gereken bir eser.

Philippe Aries, ölüme bakışın zaman içerisinde nasıl değiştiğine değinir. İnsanın ve ölümün geleneksel yakınlığının dramatik bir şekilde azaldığı sonucuna, Mahşer Günü Betimlemesi, Ölmek Üzere Olan Kişinin Odasındaki Durum Tasviri, Transi ( Ortaçağda Mezarın Üzerine Konan Ceset Heykelleri) ve benzeri gibi fenomenlerin mevcudiyetinden yola çıkarak ulaşmaya çalışır.Aries, ölüme yaklaşımın ortaçağdan günümüze 3 farklı şekilde değiştiğine inanır. Önceleri, yatağında huzur içerisinde ölüme giden; ölümü kendisine yakın, vazgeçilmez dost olarak kabul eden insan, hazırlıklarını yaparak hayatının son anlarını geçirir. İşte bu yaklaşımı "Ehlileştirilmiş Ölüm" olarak tanımlar. Ölüm yatakta, hasta yatağına uzanmış olarak sıradan bir şekilde beklenir, kamusal olay kabul edilir ve ölmek üzere olan kişinin odası herkese açılır.

Zaman içerisinde ehlileştirilmiş, dostumuz ölüm; hijyen ve sağlık sisteminin gelişmesi, dini vb etkiler ile bir dost olmaktan uzaklaşmıştır. Ölüm artık korkulan, düşman sayılan bir algıya dönüşmüştür. Bu "Vahşi Ölüm" dür.Ve günümüzde ise "Yasak Ölüm" hakim bir algı olarak kabul edilmiştir. Sadece korkulan değil, utanılan ve dışlanan, bir şekilde yasaklanan olgudur. Yatağında huzur içerisinde ölümü bekleyen bir hastadan, bakımevlerinde hastanelerde , toplumdan ve günlük hayattan dışlanan bir konumdadır artık ölüm.Yüzyıllar boyunca çok az değişmiş olan Ölüm Sahnesinde büyük değişiklikler olmuş, ölüm döşeğindeki hastanın güvendiği ailesindeki insiyatif artık, hemşirelere, doktorlara ve bakıcılara geçmiştir.

Değişen sadece Ölüm Algısı mı? Ölüm şekillerimiz, dini ritüellerimiz, cenaze törenlerimiz, ölüm yerlerimiz ? Bu sorulara da cevap yine Aries'in "Batı'da Ölümün Tarihi" kitabında.